Merik Konağı
“Bu hikâyeyi anlamak için önce Merik Konağı’nın nasıl ortaya çıktığına bakmak gerekiyor.”
Altın Köşk’ü yalnızca dış cephesiyle ya da içindeki eserlerle anlamak yeterli değil; bu hikâyenin kökeni, Sivas’tan başlayıp Amerika’ya uzanan Ali Rıza Bozkurt’un yaşam yolculuğunda saklı.
Merik Konağı’nın öncüsü Ali Rıza Bozkurt, Sivas’ın Kangal köyünde doğmuş, ardından İstanbul Teknik Üniversitesi’nde mühendis olarak mezun olmuş ve Harvard’da okumuştur. Yüksek inşaat mühendisi olan Bozkurt, birçok uluslararası projede yer almış hatta bir zamanlar ABD’de Kongre’ye bile aday olmuştur. Ancak aklında bir soru daima kalmıştır: Osmanlı mimarisi neden uluslararası düzeyde hak ettiği ilgiliyi görmüyor, niçin başka kültür yapıları kadar anılmıyor?
Başkentimizde eksik olan Osmanlı mimarisini ve kültürel mirasını yansıtan özel bir yapının bulunmasını hedeflemiş. Bu amaçtan yola çıkarak 1992’de Merik Konağı’nın inşaatı başlamış, 1996’da inşaat bitmiştir. Konak, Ali Rıza Bozkurt’un annesi Meryem hanıma ithafen isimlendirilmiştir. Ayrıca Bozkurt ailesi konak, müze olarak tescillenmeden önce burada bir araya gelerek kısa dönemler boyunca kalmış ve yaşamışlar.
Altın Köşk adını yalnızca göz alan rengiyle değil, tavan işlemelerinde kullanılan altın tozuyla da alıyor. Dış cephesinde ise bu yapıyı en özel kılan detaylardan biri olan “sekoya ağacı” kullanılmış. Görevli Safiye hanımdan aldığımız bilgiye göre “sekoya”, Kuzey Amerika’da yetişen, yüzlerce yılda olgunlaşan ve her türlü hava koşullarına karşı oldukça dayanıklı bir ağaç türü. Ali Rıza Bozkurt, bu özel ağacı zamanında gemilerle Türkiye’ye getirterek konağın dış cephesini sekoya ağacıyla kaplatmış. Günümüzde ise bu ağacın Amerika’dan çıkarılması yasak olduğu için Merik Konağı’na benzer bir yapıyı aynı malzemeyle yeniden inşa etmek neredeyse mümkün değil.
Our Story

Describe your image

Describe your image

Describe your image

Describe your image
Ayrıca arka bahçedeki havuz ise İran’ın Şiraz kentinden gelen ustalar tarafından yapılmış, hemen yanında yer alan jakuzi ise İstanbulda bulunan Küçüksu Kasrındaki çeşmeden esinlenerek inşa edilmiş.
İçeride ise atılan her adımda 17, 18 ve 19. yüzyıl Osmanlı saray mimarisinden izler görmek mümkün. Parkeler, perdeler, tavan süslemeleri ve avizeler Beylerbeyi, Dolmabahçe, Çırağan ve Yıldız Saray’larında bulunan tasarımlardan esinlenerek yapılmıştır.
Ayrıca Sultan II. Abdülhamid’in bizzat kullandığı salon takımı, Sultan Abdülaziz’in tahtları ve Sultan Vahdettin’in Dolmabahçe Sarayında kullandığı misafir takımları gibi gerçekten Osmanlı saraylarında kullanılmış parçalar da bulunuyor. Konağın içinde ilerledikçe bu karşıtlık daha da etkileyici hâle geliyor: Bir yanda saraylardan ilham alınarak yeniden oluşturulmuş bir mimari atmosfer, diğer yanda ise gerçekten Osmanlı saraylarında kullanılmış mobilyalar ve objeler… Merik Konağı’nı bizim için ilginç kılan da tam burada ortaya çıkıyor, çünkü bu yapı, geçmişi birebir kopyalamaya çalışmıyor; aksine saray mimarisinden aldığı referanslarla Osmanlı estetiğini Ankara’da yeniden görünür kılıyor. Ali Rıza Bozkurt’un koleksiyon hikâyesi de bu ayrımı daha anlamlı kılıyor. Görevli Safiye Hanım’ın anlatımına göre Ali Rıza Bozkurt’un zamanla ülkemizden yurt dışına gitmiş Osmanlı saray eserlerini müzayedelerden geri satın alarak yeniden Türkiye’ye kazandırmış, gerçekten gurur verici.
Ali Rıza Bozkurt’un 2018’deki vefatının ardından konak, Bozkurt ailesi tarafından daha düzenli biçimde halka açık hâle getirilmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kültürel miras müzesi olarak tescillenen Merik Konağı, bugün ziyaretçilerini ağırlamaya devam etmektedir. Müze pazartesi günleri kapalıdır; salı günleri 13.30–16.30, diğer günlerde ise 10.30–16.30 saatleri arasında ziyarete açıktır.
2023’ten itibaren Merik Konağı’nın kafe alanı da ziyaretçilere açılmıştır. Bugün konağın hem bahçesinde hem de iç mekânında, tarihi eserler ve saray mimarisinden esinlenen detaylar arasında oturup ev yapımı lezzetleri deneyimlemek mümkün. Ayrıca yapı günümüzde VIP yemekler, özel davetler, kutlamalar ve çekimler için de kullanılabiliyor. Konağın gelirleri ise Merik Eğitim, Kültür ve Sanat Vakfı aracılığıyla öğrencilerin eğitimine aktarılmaya devam ediyor.
Ankara’da çoğu kişinin dikkatini çeken ama hikâyesi tam bilinmeyen Merik Konağı, namıdiğer Altın Köşk, gözden kaçırılmaması gereken kültürel ve tarihsel duraklardan biri. Daha fazla bilgi için Merik Konağı’nın resmi web sitesini ziyaret edebilirsiniz. https://www.merikkonagi.org/
Videomuza aşağıdan ulaşabilirsiniz. İyi seyirler dileriz :)